Nükleer fiyasko
Fuzuli Kasım 20th, 2008Dünyanın en çevreci toplumlarından biri olan bizler hatta en çevreci olanı bizleriz ve bu yüzden de Nükleer enerjiye bile karşı çıkmaktayız.
Sularımızı asla kirletmeyiz(!) ormanlarımızı talan etmeyiz(!) toprağı eker, biçer, ağaçlandırır erozyon nedir bilmeyiz(!) çöplerimizi cam, kağıt, kimyasal, tıbbi olarak ayrıştırırız öyle atarız ve öylede toplarız(!) Arabamızın küllüğünü caddenin ortasına dökmeyiz(!) Tuvalet alışkanlıklarımız hat safhadadır, çocuklarımıza da hemen bu bilinci yerleştirir okul tuvaletlerini pek bir güzel kullandırırız(!)
Memleketin 3 tarafı da sularla çevrili olduğundan, arabamızı, binalarımızı, halılarımızı kendimiz deterjanla yıkmayı pek çok severiz, böyle temizlenince içimize siner, kaç ton su harcadığımızın ne önemi var ki önemli olan temizliktir, e suyumuz da bol nasıl olsa, gerisinin ne önemi var(!)
Kimi kandırıyoruz ki???
Bizler çevreci mevreci bir toplum değiliz, en şehirlimiz bile en aydınımız bile öyledir, Ayrıca korkularla yaşamayı korkularla yaşatmayı da severiz..
Dede korkut misali, Dede bizi korkutsana hikayelerine bayılırız..
Bu korkulardan en büyüğü de ”Nükleer enerjidir” şu anda.
Bu Nükleer enerji ne zaman gündeme gelse, yurdum insanının çevreci damarı kabarmakta, istemezük diye kazan kaldırmaktadır.
Yani görüp bilmesem ben de inanacağım ama bu kadar da kendimizi kandırmak olmaz ki?
Biz mi çevreciyiz? biz mi moderniz?
hahahha güleyim de boşa gitmesin.
Neden mi böyle oluyor?
Söyleyeyim!!
Bizler bu Memlekete Matbaayı 200 yıl sonra getirten, şimdilik bize kâtiplerimiz yeter diyen bir Milletin âhvadi değilmiyiz?
Hâh şimdide doğal kaynaklarımız ve eldeki kaynaklarımızda bize yeter diyoruz, hatta Orhan kural’a göre bu doğal kaynaklarımız bize 150 yıl daha yetermiş.
O zamanın aydınlarıyla şimdinin aydınlarının arasın da bir fark yok bana göre,
Halk mı?
Halkımız o zamanlar da okumaz araştırmazdı, şimdide okumaz ve araştırmaz.
Ne bekliyoruz ki Halktan?
Onun için bu toplumsal genetik bir hastalığımızdır, kabul etmekte fayda vardır.
Nükleer enerji meselesi 1968 den beridir, gündeme bir inip bir çıkmış, sonuç itibariyle hiç bir sonuç çıkmadığı için fiyaskoyla biten bir maceradır.
NÜKLEER SANTRALLARIN TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİM SÜRECİ nin nasıl olduğuna bakabilirsiniz.
Nekleer santralin Türkiye de yapılmaMAsı için elimizden geleni yapmışız, adeta ipe un sermişiz
Adamlar 1983 yılın da % 100 lük krediyi, iç para ihtiyacının karşılanmasında desteklerini, ilk yakıt yüklemesi ve 1. Yıl için yakıt ihtiyacının karşılanması için tekliflerini, yakıt ihalesi dış finansmanını, vs yi taahahhüt etmiş ama bizimkiler genede işi bozmuş..
Aferin size.
Nükleer enerjinin 1968 li yıllarda Türkiyenin gündemine geldiği varsayarsak-ki öyleymiş-buna en az 200 yıl daha ilave edersek, ilk Nükleer enerji santralimiz 2168 li yıllarından sonra kurulucaktır.daha önce değil
Vatana Millete hayırlı olsun..

![Validate my RSS feed [Valid RSS]](wp-includes/images/resimler/valid-rss.png)
Kasım 20th, 2008 at 13:37
Abi haklısın da bu işin farklı yönleri var. Mesela bunu protesto edenlerin 1.nedeni Çernobil kazasıdır, ama bu kazanın temel nedeni orada bir tane değil birçok güvenlik prosedür sınırlarının aşılmasıdır. Yani normal şartlarda bir nükleer kaza yaşanma olasılığı yok denebilir (bişii olmaz abiii aç vanayı diyenleri hariç tutunca
). Protesto edenlerin de nükleer isterüük diyenlerin de maalesef çoğunluğunun bilgileri ise kulaktan dolmadır hatta desteklediği siyasi partiden dolayı destek verenler az değil.
Diğer taraftan ben nükleer enerjiye karşı değilim ama Türkiye’nin nükleer enerji konusuna böyle körükörüne girmemesi taraftarıyım. İşin en kötü tarafı bunun kararının bir kişi tarafından veriliyor olması ve zat-ı muhteremin bilim adamlarına bile “danışmaması”. Yani karşı olmamın sebebi Çernobil benzeri kaza riskleri değil. Karşı olmamın nedenleri: “yöneticilerimiz”, “onların altındaki yöneticilerimiz” ve belki de en önemlisi “bunu denetleyecek merciler” dir. Açıkçası hiçbirine güvenmiyorum.
40 yıl öncesinde bu olaya el atılmaya başlansaydı bu konuda bir işleyiş oluşurdu zaten. Bu saatten sonra bu teknolojiyi bize satacaklar, uranyumu ise eminim ki satmaktan çok “giydirecekler”. Oysa alternatif enerji kaynakları (rüzgar, güneş, hidrojen vs) var ki nükleere verilecek paranın çok altında yatırımlar yapıldığı zaman enerji ihtiyacının önemli bir kısmı karşılanabiliyor.
Ayrıca yine çok önemli bir husus olan nükleer atıkların ne olacağı konusunda ise doğru bir açıklama yok ve muhtemelen olmayacak da. Bu konuda da sorumlulara güvenmiyorum. Kurulduktan 3-5 yıl sonra alakasız bir arazinin altından çıkabilir bu atıklar ki benzer örnekleri yaşanmıştır.
Bu kadar eleştirdim ama keşke yanılsam da bir santral ile enerji konusundaki dışabağımlılığımız ortadan kalksa.
Çevre konusunda ilk paragrafta yaptığınız örneklere de katılmamak mümkün değil.
Kasım 21st, 2008 at 00:17
Gerçekten bu konuda isteyen niye istediğini, istemeyende niye istemediğini bilmiyor bencede.
Ama Nükleer enerji santralleri çevreye zararlı diye istemiyorsak, Amerika’lıların 103, Fransızların 57 santrali ki ülke enerjisinin %75 i ediyormuş bu rakam, İngilizler ve Almanlar da %30 civarında kullanıyorlarmış, onlar bizden daha mı az çevreciler?
Ben bunu anlayamıyorum.
Mesela bir Alman siyasetçinin ]Türkiye rüzgar ve güneş enerjisi kullanmalı* derken hakikâten bu sözleri gerçeği yansıtıyor mu?
Almanya niye enerjisinin %30 unu Nükleerden karşılıyor o zaman.
Nükleer enerji başlı başına bir güç ve teknolojidir bence, kapı komşumuz İran da bile vardır, helede İran Nükleer santrallerini tüm petrol yatakları üzerine yaptırmıştır ki adamlar Nükleer enerjiyi bir sigorta gibi kullanmaktadırlar.
Yoksa Amerika oraya da çoktan binecekti, ama tırsıyor işte petrol yatakları gidecek Nükleer facia olacaktır diye.
Ama ben bütün bunlarla beraber halkımız kutluyorum, çevreye bu kadar duyarsız olupta, Nükleer meselesi çıkınca birden bire çevreci olmaları çok enteresan.:D
Benim de bu teknolojiyi istememde ki tek sebep bu teknoloji niye bizim de Memleketimiz de olmasın..
Herkeste var’dır bizde niye yok’tur.
* http://www.geobilim.com/2008/04/19/turkiye-ruzgar-ve-gunes-enerjisi-kullanmali/
Kasım 21st, 2008 at 08:20
Çok anlamamakla beraber, rüzgardı denizdi, akarsuydu gibi doğal kaynakların daha fazla kullanılmasının faydalı olduğunu düşünüyorum. Örneğin Bozcaada bütün enerjisini 15 kadar rüzgar panelinden karşılıyor.
Ha herkesde var bizde neden yok derseniz, o herkesten satın alabilmek için yok bizde diyebilirim.
Kasım 21st, 2008 at 11:03
Alternatif doğal kaynakların kullanılması kulağa çok hoş geliyorda, daha geçenlerde Keban barajınaydı galiba petrol sızmıştı, sonrada temizlendi filan dendi ama olay öylece kapandı gitti,
Çevremizde bu kadar Nükleer enerji kullanan varken bizim, Nükleerden korkmamamız gerekiyor.
Elbette altenatif doğal kaynaklarda olsun hatta daha fazla kullanılsın ama bu Nükleerde olsun,
Eski termik santralleri tam kapasite çalıştırmak, daha fazla çevreye zarar verecektir.
Evet, elden bir şey almak daha tatlı oluyor anlaşılan.
Nükleer enerjiyle ilgili bir yazıda* şöyle diyor.
Nükleer enerjinin bir Ülke için çekici yanları nelerdir?
-Çevreyi kirletmez.
-Karbondioksit ve Karbon monoksit salmaz.
-Azot ve sülfür oksitleri salmadığı için, Asit yağmurlarına neden olmaz.
-Ülkenin nitelikli personel sayısını artırır.
-Gelişmişlik kriteri olarak gösterilen 3 büyük teknolojiden biri olduğu için, Ülke ekonomisinde ciddi bir zenginleşmeye neden olur.
-Ülke Uranyum ve Toryum yataklarına sahip ise kaynak bakımından dış Ülkelere bağımlı olmaz.(Ülkemiz her ikisine birden sahiptir)
-Risk açısından en düşük riske sahip teknolojinin rahatlığını sağlar.
-Birim kilovat başına termik santrallerden daha ucuza mal olan elektrik enerjisi sağlar.
* http://www.balkanlar.net/forum/index.php?topic=2705.msg104050
Kasım 21st, 2008 at 11:06
Fakat bu son maddeyi başımızdakiler gene kafalarına göre yorumlayacakları için, enerjiyi bize en pahalı bir biçimde bize sunacaklardır,
Şimdi sundukları gibi, ondan hiç şüphem yok
Kasım 22nd, 2008 at 14:53
Bu konudaki tartışmalarda 2 zıt düşünce var. 1.sinde gelişmiş olarak adlandırılan ülkelerin enerji ihtiyaçlarının önemli bir oranının nükleer enerjiden sağlandığıdır ve doğrudur. 2. düşünce ise nükleer santrallerin “yavaş yavaş kapatıldığı” ki bu da doğrudur. Bu iki olaydan şu sonuçları çıkıyor:
- Nükleer enerji özelliği nedeniyle olağanüstü bir enerji kaynağıdır

- Hammadde kaynaklarının azalması (yarılanma süreleri de gözönüne alındığında), bittiğini biz görmeyiz belki o ayrı
- 3.dünya ülkelerine satılma zamanı gelmiştir, ama bu tabii enerji üretimi ile sınırlıdır gidip nükleer silah ürettirmezler
- Alternatif enerji kaynaklarının risk, atık, işletme kolaylığı gibi avantajları vardır ki nükleer enerji santrallerinin sayısının azaltılmasının sebeplerinden biridir bu
Kasım 22nd, 2008 at 14:57
Benim korkum nükleer enerji üretimi esnasında kaza olması değil çünkü bu imkansız gibi birşey ama “Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulumu, işletilmesi ve denetlenmesi” deyince aklıma ilk gelen şey Levent Kırca’nın parodileri. Düşünsenize sevgilisi terkeden bir adam geçermiş kontrol çubuklarının başına, “çıkartırım ülen kontrol çubuklarını, hemen getirin bana aşkımı”
Bu işteki muhtemel para trafiği ise “nükleer enerji gelecek, itiraz yok” denmesinin en önemli sebeplerinden biri.
Bir örnek geliyor aklıma. Dünyanın en güvenli arabasını almak, emniyet kemeri takmayıp hız yapıp duvara bindirerek havayastığı yüzünden boyun kırılması ya da cama yapışarak ölme mantığı gibi. Kemer var ama takmazsan neye yarar? Zincirin bir halkası sağlam değilse zincirin çamaşır ipinden farkı yoktur. İşte benim korkum bu halka yani denetim.