Renkler
Felasife Kasım 14th, 2008Hayat rengârenktir, keşke düşünceler de öyle olabilse.
1
Toplumun oluşturduğu kurallara, toplumsal bilinç denir.
Eğriliği doğruluğu da incelenmez, buna uyacaksın denir.
Tüm bireysel hareketler bu bilince göre değerlendirilir.
Değilmi ki bu bilence uymaz, yanlış damgasını yiyiverir.
2
Çünkü toplumsal bilincin kökleri ta geçmişe dayanır.
Geçmişte ki doğrular ve yanlışlar da bu güne uzanır.
Bu gün, geçmişten de farklı bir boyuta geçememiştir.
Sadece günler geçmiş, ilkellikse hâlâ değişmemiştir.
3
İlkellik sadece sazlar, kamışlar, çullar da değildir.
Bir postla yalın ayak dağlar da avlanmak değildir.
Teknolojik imkanların olmaması demekte değildir.
Hele tam tam çalarak dans etmek ise hiç değildir.
4
İlkellik odur ki kadınları geriye iten her türlü anlayıştır.
Sen evde oturda çocuklara bak gibi, basitçe dışlayıştır.
Bu en zora doğru erkeklerin direktifleriyle sürer gider.
Kontrol hep erkekte, kadın kontrole mahküm olandır.
5
Onun içindir ki ilkellik demek, erkek egemenliği demektir.
Kadını geriye plana itipte, erkeği öne çıkartmak demektir.
Bu durum geçmişten bu güne doğru hep böyle olmuştur.
Bu, bu gün de böyledir, aslında bu gün geçmiş demektir.
6
Takvimler 200 yılını gösteriyor diye buna inanmamız mı gerek?
Buna medeniyetin değil, ilkelliğin 2000. yılı mı demek gerek?
Şu halde medeniyet ve teknoloji sözleri bizleri aldatıyor mu?
İlk çağlarda mı yaşıyoruz? Öyleyse buna inanmamız mı gerek?
7
Korkmuyorsanız, geçmişi göz önüne hadi bakayım getirin.
Savaşlardan sonra ki tecavüzlerin çığlıklarını bir dinleyin.
Kadınların başlık parasına zorla evlendirilişlerini gözleyin.
Köle pazarlarında ki çırılçıplak satış mezatlarını da izleyin.
8
Kim di bunlar, Cehennemden gelen acayip yaratıklar mıydı?
Yoksa doğuştan günahkârlardı da arınmaları mı gerekiyordu?
Onca baskı zülum anlamsızlığının da bir anlamı olmalı mıydı?
Yoksa erkekler kutsanmıştı da burada bir bilinmezlik mi vardı?
9
Galiba öyleydi, baksanıza namussuz ve fahişe olan hep kadın oldu.
Onu fahişe yapan sebepler değilde, inadına sonuçla uğraşılır oldu.
Oysaki bu kadın ne yapacaktı veya nereye, kime, niye gidecekti ki?
Her yanı erkeklerle çevriliydi, baba, koca, kardeş oldu da ne oldu?
10
Her türlü halde, kötülüğün faturası kadınlara kesilmiş oldu.
Yaşaması ölmesinden, ölmesi yaşamasından bin beter oldu.
Ama ne olursa olsun, bilenlerin nazarın da onlar âsildiler.
İşte o Âsalet, bu şiirin yazılmasın da bir büyük etken oldu.
11
Bakar mısınız? ağlamak hep kadınlarla özdeş olmuş.
Ruh bedene hükmedince, gözyaşları da pınar olmuş.
Gözyaşları, duyguların dışa yansıyan ıslak şeklidir.
Bu duygu yoğunlaşınca, göz pınarından akışır olmuş.
12
Erkekler ağlasa da bu başarısızlıklarından dolayı olmuştur.
Bir işi başaramadılarya, egolarının kırılmasıyla olmuştur.
Egoları kırıldığı zaman da erkek kendisine kahrederler.
Egoyu kırmamak, erkekler için bir yaşam tarzı olmuştur.
13
Ama kadınlar için, egoya dayalı bir yaşam tarzı yoktur.
Asırlardır yapılanlar ortada, örnekleri maalesef çoktur.
Hiç bir çığlık boşa gitmedi, gözyaşları da buhar olmadı.
Bütün bunlar birikerek, genetik yoldan kadınlara ulaştı.
14
Bir can ağlayacakta, öbür canın bundan haberi olmayacak.
O feryat semaya çıkacakta, kahır olarak geri yağmayacak.
O nasıl bir vicdandır ki bu feryatları ruhu da duymayacak.
Bir de vicadanı yastık yaparak, insan postunda uyuyacak.
15
Yok böyle bir şey, en azından bundan sonrası böyle olmayacak.
Bir geçiş dönemindeyiz, asırlardır uyuyan ruh artık uyanacak.
Bu asırlardır uyuyan ruhun adı da ”analığın ruhu” olacak.
Dolayısıyla bu Dünya, ana şevkatiyle baştan başa donanacak.
16
Bu koca Dünya Âlemin anasına oldum olası muhtaçtır.
Gelenlerin hali hep ortada, ana sevgisi zaruri ihtiyaçtır.
İhtiyaç öz olana, yani anaya, yani Âlemin ansınadır.
Yavru şefkati bulunca, feryatları da hemen susacaktır.
17
Öyleyse sabırla bekleyeceğiz bakalım gelecek neler getirecek.
Fazla teferruata gerek yok ki, Âlemin anasını herkes bilecek.
Herkes bilecek çünkü, Âlemin anası diğerleri gibi olmayacak?
O diğerleri gibi kurallar koyarak, ruhlara pranga vurmayacak.
18
Ruhlar özgür olacak ve herkes her istediğin de serbesleşecek.
Her bir yol, her bir meşrep, ve inanç diğerini kötülemeyecek.
Diğerini kötüleyemeyecek çünkü, Ana ayrılıklar gütmeyecek.
O ayrılıkları gütmeyeceği için, onları sevgisiyle birleştirecek.
19
Ayrılıkları sevgiyle birleştirecek; Hiç bir şey diğerinden ayrı değil ki?
Gündüzün içinde karanlık, karanlığın içinden de ışıklar ayrı değil ki?
Gündüzün içine karanlıklar yerleştirilmiş (Gölgeler)
Karanlığın içine de ışıklar yerleştirilmiş (Ay ve yıldızlar)
20
Şu halde iyilik kötülükten, kötülükte iyilikten nasıl ayrı olabilir ki?
Her iyilikte kötülük, her kötülükte bir iyilik, bunu kim bilebilir ki?
İşte sizler bu gerçeği bilmediğiniz için, ayrılıkları gütmüyor musunuz?
Karşınızdakini kolayca kötüleyerek, gerçeğinizi örtmüyor musunuz?
21
Örtülen gerçekte şudur ki; bir şeyi kötü olarak görüyorsanız, sorun içinizdedir.
Bu ne kadar dışarıdan gibi gözüksede, aslında iç Âleminizin tezahüründendir.
Bu bakımdan iç Âlemde ne varsa yansıyan, dış Âleme de o tezahür edecektir.
Bu değişmez kural; Zira dış Âlem insanın karanlık iç Âlemine aynalık edecektir.
22
Gerçeğin aynası da bunu o kadar yalın gösterir ki kendinizi de göremezsiniz.
Göremediğiniz de ortadadır, zira baksanıza! hep başkasına hücum edersiniz.
Oysaki başkası diye gördüğünüz veya kötülediğiniz aslın da ”siz”siniz
Siz bu gerçeği bilmeden, niye başkalarına hep kötü diye hücum edersiziniz.
23
Ve şimdi sıkı durun; İnandığınız düşünceler de bir zelzele olacak.
İmanınızın için de inkar, inkarınızın içinde de imanlar bulunacak.
Bu bakımdan inananlarla inanmayanlar, bir biriyle imtihandadır.
Kim burada kendini ayırırsa, ayırdığından da bir şey anlamayacak.
24
Dediğim gibi hayatta ayrılık yok ki neyi neyden ayıracaksınız?
Diyelim ki ayırdınız, ayırmakla neyi nasıl kutsallaştıracaksınız?
Geriye doğru bir baksanıza! ayırmakla Dünya ne hale gelmiş,
Adem oğullarının mezarlığı olmuş, yaşanmaz bir hale gelmiş.
25
Halbukiyse inananların inanmayanlarla gizli bağları vardır.
Aynı şekil de inanmayanların da inananlarla bağları vardır.
Bunları anlatacağım da bu kavga ve iğrenmeler nedendir?
Tezahürünüzü de beğenmiyorsunuz, sizin isyanınız niyedir?
26
Yoksa siz doğmadan önce, diğerlerinden bilerek mi ayrıldınız?
İstediğimiz ortamı seçerek,bu ortamı kendiniz mi yarattınız?
Öyleyse siz çok özel birisi mi oluyorsunuz? seçilmiş birisi mi?
Ama bu seçilmişliğinizle bile, diğerlerinden ayrı olamazsınız!
27
Ama soruların cevabını nasıl vereceksiniz?
İstediğiniz bir ortamı, istediğiniz bir aileyi.
İstediğiniz bir ırkı, istediğiniz bir cinsiyeti.
En önemlisi doğru bir inancı nasıl seçtiniz?
28
Bunların hiç birini de seçemediniz! böyle bir seçeneğiniz de yoktu.
Kiminiz, Kuzeyde, kiminiz Güneyde, Kiminiz Doğuda, veya Batıda.
Kiminiz İslâmda, kiminiz Hristiyanlıkta, kiminiz Musevilikte.
Kiminiz de Budistlikte, her neyseniz onda gâyri iradi yerleştirildiniz.
29
Ama siz sandınız ki ben en özelim, en kutsal inançta benim ki.
Bunu Yaratıcı emretmiş, yani”o ben”, diğerlerin ki hâyal denizi.
onun içindir ki diğerleriyle alay da ettiniz, hatta kötülediniz.
Daha da olmadı öldürmek konusun da birbirinizle yarış ettiniz.
30
Sorarım sizlere hangi bir İnanç sistemi, insanı öldürmek ister ki.
Akan insan kanlarıyla ruhları veya bedenlerini kutsamak ister ki.
Halbuki İnanç sistemleri, yaprağı bile kopartmaya razı değilken.
Hangi bir sistem, sizden değil diye, İnsan katline caizdir der ki.
31
Hiç bir İnanç sistemi bu temel üzerine kurulmadı, kurulamaz da.
Hepsinin temelin de İnsanlık var, hayvanlık olamadı, olamaz da.
Ancak hayvanlar Alemi, hayvanlık sistemi üzerine kurulmuştur.
İnançlar bunu ayırmıştı İnsanla hayvan karışmadı, karışamaz da.
32
İnsanlar tâbi olduğu sistemlere nefslerini karıştırdılar.
Nefslerini karıştırdıkları için de ayrılık vâazları yaptılar.
İlahi İlim deryasından laf ile bir kova suyu (ç)alarak
Ben İlim Deryasıyım diye, bir kova suyu Derya yaptılar.
33
Aslında dedikleri doğruydu, koca Derya tek bir damla da
Azıcık göz yaşıyla, ne canları avladılar bu yaşlı Dünya da
Lâkin kovaları delikti ve tek bir damlaları bile yoktu ki
Ağızları da iyi laf yaptı, yoku da var ettiler lisanların da
34
Hal böyle olunca yani Ermiş olanlar bile herşeyi bitti sandılar.
Oysa ilahi Deryanın, sonu olmadığını maalesef anlayamadılar.
O yüzden birlikten beraberlikten, güzel güzel sözler etseler bile.
Ayrılığın davulunu başka başka diyarlardan, acımasızca çaldılar.
35
Bilemediler ki Ermiş olmak, en açık ifadeyle Ârif olmak demektir.
Ârif olmakta, herkesin halinden ve âhvalinden anlamak demektir.
O bakımdan Ârif olan, hiç kimseyi kendi nefsinden ayrı göremez.
O herkesi kendi gibi görür de, Ayrılığın rüzgarlarını öyle estiremez.
36
Zira Ârif her türlü inancı ve inaçsızlığı kendi ruhun da yaşamıştır.
İmandan inkâra geniş bir yelpaze de o kendi gerçeğini aramıştır.
Daha sonrada tüm zıdları birleştirerek, kıyas ilmine dalmıştır.
Bu kıyas ilmi sayesin de şu hayatın sırları ona da aralanmıştır.
37
İşte Âriflik budur, kıyas ilimlerine dalarak.
Daldığı Deryadan, ilim incilerini çıkararak.
Sonra bu incileri, düşüncesinden geçirip.
Mâkul biçimde İnsanlık Âlemine sunarak.
38
Ve Ârif bildi ki bütün bu inançlar bu hayatın renkleridir.
Hangi renk diğerinden, daha üstün veya alçak görülebilir.
Düşünebilir misiniz ki? tek bir renkle tablolar yapıldğını?
Düşünebilir misiniz ki? tek bir notayla şarkılar çaldığını?
39
Eğer düşünemezseniz, tek bir inaçla Dünyaya bakmayın.
Hele kendinizinkini kutsallaştırarak, diğerini alçaltmayın.
Bu hayatı mozaik gibi görün, renklerini ise unutmayın.
Yaratan böyle Yaratmışsa, Yaratanın işine de karışmayın.
40
Ama kendi işinize karışın, özellikle de nefsinize çok karışın.
Karışmanın ötesin de onunla her ortam da mücadele edin.
Bu da yetmez, onu ölümden önceki ölüme hele bi’razı edin.
Bu da yetmez onu, acizlik makamın da daimi ikamet ettirin.
41
Yoksa mucizevi bazı halleri yaşamanız bile, aleyhinize olur.
Ruhaniyetin meyvalarını, nefsaniyet pazarın da satmak olur.
Zira nefs hiç bir zaman ölmez ki o sadece ölümü tadar?
Ölümü taddığı içindir ki işte bu tadım zamanla unutulur olur.
42
Ve İnsanoğlunun tabiatın da unutmak gibi bir gerçek vardır.
Ermişte olsan bu gerçekler, ermişlere de iltiması olmayandır.
Dediğimiz gibi nefs hiç bir zaman ebedi ölmez ve yok olmaz.
Nefs ancak ölümü tadar, bundan öteye bir anlatım bulunmaz.
43
Bu yüzden nefs ermişin de her zaman potansiyel tehlikesidir.
En son makama gelindiğinde bile o hâlâ köşede bekleyendir.
Eğer nefs ebediyyen ölseydi, ermişlikte kolay olmaz mıydı?
Onlardan biri hayatı değiştirir, sözleri kanun sayılmaz mıydı?
44
Elbette sayılırdı ama böyle birisi hani nerede? veya kim?
Dünyayı nasıl görmüş? kendi inancına mı hizmet etmiş?
Yoksa herkesi bir görmemişte, ayırmaya mı gücü yetmiş?
Birliği özünde cem etmişte, anlamazlar diye mi gizlemiş?
45
Böylesi varsa, neden gözükmüyor? veya ben buyum demiyor?
Kendi için de yaşadığı gerçekleri, diğerlerinede haber etmiyor?
Yoksa gerçekler acı olduğu için mi o birliği bize söylemiyor?
Ayrılığın davulunu çalarak, güzelim birliği karanlıklara itiyor?
46
Dediğimiz gibi ermişlikte zordur, akıl mantık olmazsa.
Akıl mantıkta bir yere kadardır, kişi yoklukta olmazsa.
Yok olmak için akla mantığa da itibar etmeyaceksin.
Yoksa o kişi varlıkta sayılır, var olan da yok olmazsa.
47
Varlık için de yok ol ki ayrılıklar da senden yok olsun.
Gönlüne de izin ver ki ayrılıksız sevgi oradan coşsun.
İşte yok’luk denilen şey de gönül ile alakalıdır.
Yok olmak için aklı kapat, gönlün kapıları açık olsun.
48
Zaten tüm sıkıntın, gönlünü bastırmandan dolayı gelmez mi?
Anlayamadığın duygu ve stresler ruhunu kaplayıvermez mi?
Oysaki içinden geldiği gibi âhh bir hareket edebilseydin eğer.
Senden sevgiler taşacaktı, buna da engel nefsin denmez mi?
49
İşte yaşamak budur, çocuklar gibi o hürriyetin sınırsızlığın da.
Onda mutluluk doludur, kin ve nefretin olmadığı hoşluğun da.
Gerçek yaşamak, gönülde ki sevginin sınırsızlığıyla sınırlıdır.
Sınırlandırılmış sevginin olmaz güzelliği, o beden boşluğun da.
50
Birisi sevgiyi sınırlandırmışsa, gelin böylesine yaşamış demeyin.
Sevgiyi parçalamışsa böylesinin ermişliğine hiç itibar da etmeyin.
Bunlar ancak kendi inançlarının, (Renklerinin) ermişleridir.
Bu halle Dünyaya maledilemezler, tek renkli Dünya düşünmeyin.
51
Evet sevgili dostlar, ermişler vardır ama kendi renk tayfı için de
Dünya mevzu oldu muydu, tüm renkler bulunmadı eserlerin de.
Bunun içindir ki hiç bir ermiş Dünya İnsanlarına mal olmamıştır.
Güzel sözler söyleselerde bunlar kalmıştır hâkikâtin gölgesin de.
52
Oysaki hâkikât bir gölge değildir, o rengârenk renkli varlıktır.
Gölgelerin uzayıp kısalması da adeta sözlerde ki kalabalıktır.
Gölge ne kadar uzarsa uzasın, varlığın rengini geçebilir mi?
Varlığın renkleri varken de gölgenin siyahına itibar edilir mi?
53
Önemli olan gölgeler değildir, önemli olan renklerde ki âhenktir.
O ahenk hâkikati anlatır, rastgele oluşturulmuş bir şey değildir.
İşte sizlere renkleri misal vererek, inançları alatmaya çalıştım.
İnançlar da renkler gibidir, teki ile bu hayat boyanmış değildir.
54
Tek renkle hayatı boyamaya çalışırsanız, asla boyayamazsınız.
Zaten ne zaman boyanmış, geçmişe bakıp, araştırmaz mısınız?
Öyleyse bu renkler meselesini, mantık fırçanıza iyice bandırın.
Hayat rengârenk boyanmıştır, şu an çevrenize bakmaz mısınız?
55
İşte dostlar neler söyledim, içinizde ki ressamı uyandırmak için.
Onu hayatın renkleriyle, mantık fırçanızla da buluşturmak için.
Unutmayın ki tek bir renkle, bir şâheser asla oluşturamazsınız!
Bir şâheser renklerle oluşur, gönül tuvaliniz de seyretmek için.

![Validate my RSS feed [Valid RSS]](wp-includes/images/resimler/valid-rss.png)
Ekim 16th, 2009 at 02:36
Yazınızı okudum.
Gerçekten çok güzel bir yazı.
Dediğiniz gibi keşke düşünceler de öyle olabilse.
Ekim 20th, 2009 at 08:34
Teşekkür ederim Ferit
Bu uzun şiirsel yazıyı pek kimsenin okuyacağını sanmıyordum, ama demek okunuyormuşta.
Düşünceler hiç bir zaman bu şiirde yazdığı gibi çok renkli olmayacak, sadece bazı düşüncelerde bu filiz tek tük yeşerecek ki onunda içinde yaşadığımız bu hayata bir katkısı olmayacak.
Zira bilinç altları ezelden beri tek renk üzerine inşâ edilmiş durumda.
Durum bu.