Felsefeyle doğanlar.
Felasife Aralık 17th, 2008Kimileri şanslı, kimileri şansız doğsada, kimileri de felsefeyle doğuyorlar bu kesin.
Hatta şöyle söyleyeyim kimilerinin bu hayata gelişleri bile bir felsefe içeriyor,
Yoksa bu hayata aynı şartlarda, aynı kaderle, aynı olanaklarla zaten kimse gelmiyor.
Öyleyse felefeyle doğanlar bir vakıâdır, adı konmamış kocaman olmuş bir çocuktur o
Yaşayan bir şeyin üzerinden asırlar geçmiş olsada, adının konmaması bir kimliğinin oluşturulmaması çok acıdır.
Evet, felsefeyle doğanlar vardır,
Bir şeyin başı nasılsa sonu da öyledir, öyle olmak zorundadır.
Felsefe deyince geçmişteki felsefecileri, felsefeciler deyince de basma kalıp olnuş sözleri anımsamayın,
Feslefe demek ”Hayatın içinde ki olayların detayına inmek” demektir.
Felsefeci demekte ”Adı konmamış bu detaylara ad koyan” demektir.
Eğer siz doğumun, ölümün veya yaşamın detaylarına inebiliyorsanız, bu sizin felsefeci kimliğinize bir işarettir.
Bundan sonrası size kalmıştır, bu kimliği ister kullanırsınız isterse de kulanmazsınız.
Kimlik böyle bir şeydir, her zaman kullanılmaz.
Kimlik bir etiket veya ünvan değildir.
Herkesin bir kimliği vardır ve bu kimlikte ”nedense” hep başkaları tarafından oluşturulmuştur.
Zahirde ki kimliğiniz bile önce aileniz en temelde de Devlet tarafından oluşturulmuş bir şablondur.
O olmadan Devlet sizin varlığınızı tanımaz, aileniz sizi sahiplenmez, sizde kim olduğunuzu ispat edemezsiniz!
Ayrıca bu kimliği kendiniz oluşturmaya kalkarsanız bu ciddi bir suçturda.
Şu halde kimlik dediğimiz şeye siz muhtaçsınız, o sizin varlığınızın ispatıdır.
O olmadan varlığınızı ispat edemezsiniz,
Bu işin görünen yönüdür, görünmeyen yönde yani bântini dediğimiz içsel yönde de durum bundan çok farklı değildir aslında.
Orada da kendi kimliğini kendiniz oluşturmaya kalkarsanız, bunu bir suç olarak algılar herkes.
Lakin siz konu başlığında ki gibi ”Felsefeyle doğanlar” sınıfındaysanız, başkaları tarafından oluşturulmuş ”içsel kimliğinizi” bir gün yırtıp atarsınız.
Bir gün anlarsınız ki bu hayat kitaplarda yazıldığı gibi değil, hiç bir ideoloji, din, akım vs. size göre değilmiş olduğunu anlarsınız.
Herşeyin bir yalan dolan içerisinde yüzdüğünü gördükçe, ve sizde ben bu yalanın ortakçısı olamam dedikçe, başkalarının oluşturduğu o şablon sizden gidiverir.
Buna aslında ”şablonsuzluk” veya ”Kimliksizlik” te diyebiliriz.
Şu halde siz halihazırda ki hiç bir şablona uymadıkça, onların dilinden konuşmadıkça ve yazmadıkça ”kimliksizlik” kimliği size zaten giydirilir.
Her grubun her ideolojinin her akımın dışladığı, manen lanetlenmiş cüzzamlı biri gibi kalakalırsınız.
Çünkü siz taklit denilen eskilerin bastığı izlere basmadıkça, onların methettiğini methetmedikçe sizi kimse sahiplenmez, yanınızda olmaz.
Hal böyle oluncada sizin kimliksizliğiniz- ki ben ona ”şeffaf kimlik” diyorum -herkese eşit mesafede olmayı gerektirir.
Yani hem kimseden olmazsınız hemde herkesten olursunuz, şeffaflık böyle bir şeydir.
Bir tarafınız yoktur, bir hasmınız da yoktur.
Bir sevdiğiniz yoktur, sevmediğinizde yoktur.
Peki ne vardır.
Aslında bir boşluk vardır.
ve öncekilerde o boşlukları ya dinle ya dinsizlikle, yada çeşitli ideolojilerle doldurmaya çalışmışlardır ama ne kadar doldursalarda veya doldurmaya çalışsalarda o boşluk genede boşluktur.
Dolan bir şey yoktur.
Uzun lafın kısası zamanla siz o boşluğu gördükçe, olayın vehametini anladıkça bu hayatın nasıl bir kandırmaca, nasıl bir illüzyon olduğu anladıkça, çevrenizden ister istemez uzaklaşırsınız, işinizden gücünüzden olursunuz, eşden dosttan kardeşten vs.lerden ayrılırsınız ve herşey sizden bu kadar uzaklaştıkça görürsünüz ki siz kendinize yaklaşmışsınız!!
Artık sizden başkası yoktur!
Gece gündüz kavramı yoktur!
Doğru yanlış ölçüsü yoktur!
Rüyaların bir anlamı yoktur!
Yoktur, yokluk bile yoktur!
Tüm anlamlar yerini anlamsızlığa, ümitler yerini ümitsizliğe, gerçekler de yerini yalana bırakır.
İşte tüm bu olumsuzlukların, anlamsızlıkların, ümitsizliğin içerisinde yaşarken ilginç bir şey olur.
Hayatı herkes gibi görmediğinizi fark edersiniz!
Adeta bu hayatın dışına çıkıp dışardan seyrediyormuş gibi olursunuz ki işte bu sizin farkınızdır, farkındalığınızdır.
Onca olumsuzluğun ve ızdırabın içerisinde feleğe pis bir tebessüm atacak kadar bir ironinin mimiklere yansıyan bir farkındalık hikayesidir bu mesele.
Yoksa bu farkındalığını fark edemeyenleri kastetmedim,
”felsefeyle doğanlar başkadır. ”
Bu bir ilim değildir ki sonradan kazanılsın.
Yaşamın ta kendisidir, korkan yanaşmasın.
Hayat böyledir, bilen ve bilmeyenler vardır.
Felsefeyle doğanlar, kendilerini hazırlasın.

![Validate my RSS feed [Valid RSS]](wp-includes/images/resimler/valid-rss.png)
Aralık 27th, 2008 at 13:18
Artık sizden başkası yoktur!
Gece gündüz kavramı yoktur!
Doğru yanlış ölçüsü yoktur!
Rüyaların bir anlamı yoktur!
Yoktur, yokluk bile yoktur!
Bu cümlelerin içeriğine göre aşağıdaki bölümle çeliştiğini düşünüyorum.
Eğer sizi yanlış anlamıyorsam; doğru ve yanlışın bir ölçüsü yoksa, kavramlar daha sonradan oluşturulmuşsa, bozulma nedir, bozulan kimdir?
Her icat olunan şey bizleri biraz daha bozmuştur.
Yazı icat oldu, kafalar bozuldu.
Yasalar icat oldu, Adalet bozuldu.
Atom icat oldu, dengeler bozuldu.
Şehirler icat oldu, köyler bozuldu.
Binalar icat oldu, komşuluk bozuldu.
Arabalar icat oldu, yayalar bozuldu.
Para icat oldu, şükretmek bozuldu.
Televizyon icat oldu, ahlak bozuldu.
Telefon icat oldu, huzur bozuldu.
Kartlar icat oldu, bütçeler bozuldu.
Msn icat oldu, Türkçe’miz bozuldu.
Teknoloji icat oldu, insanlar bozuldu.
Bakalım daha ne icat olacakta, bizleri ne kadar bozacak?
Kişisel kanaatimce; külli varlığa göre oluşturulan bir düşünce sisteminde, sonradan oluşturulan kavramların geçerliliğni yitirdiğine dair yazılan bir yorum çelişki oluşturuyor. Samimiyetinize sığınarak, bu bölümün kaldırılması veya düzeltilmesini yahut bu çelişkiyi giderek bir yazı yazmanızı rica edeceğim.
Aralık 27th, 2008 at 18:23
Öncellikle Felâsife’ye hoş geldiniz, cevap için de teşekkür ederim,
Ayrıca bir çelişki varsa düzeltilir elbet.
Yalnız benim bu konum adı üstünde ”Felsefeyle doğanlar” dı yani her doğan kişiyi kast etmedim.
Sonunda da zaten ”Felsefeyle doğanlar başkadır” diye bu olayın başkalığından bahsettim.
Ama ”Bozulduk” yazımda herkesten ziyade bir süreç kast olunmuştur, ta yazının başlangıcından başlayan bu günlere gelen herkesin içinden geçtiği bir süreçtir o
Dolayısıyla yazının biri bir grubu, diğerinde de ise herkes kast edilmiştir.
O zaman da akla şu soru gelebilir doğal olarak, ”Hani herkes eşittir”
Aslında ben böyle bir soruya sadece gülerim, bu hayatın hiç bir yerinde eşitlik yoktur ki?
İnsanların doğumlarında eşitlik olsun, aynı kaderi paylaşıyor olsunlar. değil.
İnsanın eşit olduğu sadece kitaplarda geçer.
Afrikada açlıktan ölen, benim Memleketim de kışın soğuktan donan, yiyecek ekmek bulamayan, öte tarafta zevk ve safa içinde yaşayanlar oldukça, ”eşitlik” sadece yazılan ve okununlan ama ”uygulanmayan” bir kelimeden ibarettir.
Bu eşitsizlik sadece para pul mevzularında değil, dediğim gibi doğumda da vardır, farkındaysanız kimi kör doğar, kimi sağır kimi, kimi de doğamaz bile.
Herneyse diyeceğim o ki, ”Doğru ve yanlış” kavramı herkeste başka başkadır.
Sizin veya benim fark etmez herkesin yaşadığı yaşantı içerisin de doğru ve yanlış kavramını bi’şekilde kendi geliştirecektir, bu kaçınılmaz bir sondur.
Sefâlet içerisin de yaşayan biriyle, sefâ içerisin de yaşayan birinin doğru ve yanlış kavramları ister istemez farklı olacaktır.
Aynı şekil, gerçeği arayanlarla, gerçeği buldum diye sevinenlerle, veya bulamadım diye üzülenlerle, veya gerçekte neymiş diye günün gün edenlerin gerçeği bir olmaz.
Aynı yolun yolcusu olanların bile gerçeğinde farklılıklar vardır.
Tasavvufta bile ”Hasanat-ül ebrâr, seyyiat-ül mukârrebun” ifadesi vardır ki olay farklı farklıdır.
Şu halde bu gün savunduğunuz bir şeyi gelecekte yapmamanız bile olasıdır.
Öyleyse çelişki dediğimiz şeyler aslında yok edilmekten ziyade tespit edilip varlıkları kabul edilseler daha iyi olacaktır.
Sonuçta bir şey çelişki olsa bile onunda bir varlığı olduğunu kabul etmek gerekir.
Yok saymak doğru değildir.
Uzun lafın kısası yazımda ki bahsettiğiniz çeliş ki eğer ”doğru ve yanlış yoksa bozulmada olmaz, olmamalıdır” diyorsanız buna bir şey diyemem, tersi bir durumada bir şey diyemem.
Zaten burada ki kastım da genel değil,
Doğru ve yanlış vardır, bozulma vardır, Çünkü İnsanlar arasında farklar vardır. :)
Sorun budur aslında ”aramızda ki farklar”